Death İn Gaza

Savaşların mantığı, dini, ırkı, kimliği, cinsiyeti, yaş affı olmadığını anlatan bir filmdir Death in Gaza. Gazeteciler John Miller ve Saira Shah' ın bire bir kamera çekimlerinden oluşmuştur. John Miller bu film çekimleri sırasında bir çatışmanın ortasında kalarak, üzerinde basın elbisesi olduğu halde ve beyaz bayrak salladığı halde, israil askerleri tarafından öldürülmüştür. Aslında Gazze' de özgürlük mücadelesi veren Filistin halkının yaşadıklarını, çocukların penceresinden nasıl göründüğünü anlatmaktadır. Filme konu olan Ahmed(12), Muhammed(12) ve Nejla(16)' nın hikayesi, savaşın gölgesinde çocukların nasıl büyüdükleridir. Filmde günlük yaşamlarını çatışmalar altında sürdürmeye çalışan insanların yaşadıkları, nasıl kendilerini savunmaya çalıştıklarını, savaşın acımasızlığını bire bir gözlerinizle görüp, zihninizle yaşayabilmenizi sunuyor. İrdeleyerek izlemeniz dileğiyle...



The Edukators'den

Eğitimciler filmini uzun zaman önce izlemiştim. İçerisinden kesilmiş bir diyalog mükemmel bir yapıt. İzleyin sadece.Filmi izlemek isteyenler için download linklerinide yakında paylaşcam.


Sendikal ve Kollektivist Kadın Hareketleri 1

Nihil poetyanın içerisinde sıkışıp kalmak çok kötü bir olgu. Türkiyede kadın haklarını buna benziyor. Hiçlikle örülmüş bu insanların, aile bireyleri içerinde yok sayılması bir direnme gücünden yoksun olmasıyla alakalı. Günümüzde kadınların yaşadıklarını kullanan tv kanallarının oluşturduğu bilinçsiz bilinçlilik sadece iktidarı güçlendirmekte. bu yüzden uyanıp, alternatif sendikal ve kollektivist hareketlerde bulunmak gerekli olduğunu düşünüyorum.

Bir Zenci Kızın Türküsü

Dixie'de ta güneyde bir yol
(Kalbim yaralı paramparça)
Asmışlar karabiberimi
Dörtyol ağzında bir ağaca

Dixie'de ta güneyde bir yol
(Yaralı vücudu havada)
Soruyorum beyaz İsa'dan
Söyle ne fayda var duada

Dixie'de ta güneyde bir yol
(Kalbim yaralı paramparça)
Sevda çırçıplak bir gölgedir
Budaklı, çıplak bir ağaçta


Langston HUGHES

Öküzün oğlu öküzdür...

Eşini orospu gibi gören bir toplumun içerisinde yaşıyoruz bugün. Defalarca yatakta istemediği halde ona sahip olmayı, bir güç gösterisi haline getiren bu öküzlerin ürediği bir toplumda yaşıyoruz. Ne kadar kızsakta, "öküzün oğlu öküzdür"... diyerek elimizi onlardan çekmeye çalışsakta. Bu çözüm değil hocam. Çünkü bu gelecemize yaptığımız bir tecavüz olur bu eylem.

Bazılarınızın kafasında bu nasıl iş yahu?

Böyle şey mi olur diye... dediklerini ya da diyebileceklerini düşünebiliyorum.

Bu yüzden bu tecavüzü açmamız gerekiyor. Fazlasıyla iddaalı bir söz biliyorum. Neyse geyiğe sarmadan anlatayım.

Günümüzde evlilikler endüstriyel ilişkiler sonucu kuruluyor. Sevgi ve adrenalini olan aşk olgusuna dayalı aşkları görmek çok zor. Fakat farkında olunması gereken metafor burada endüstriyel aşktır. Çünkü kişi kadın olsun, erkek olsun paranın çerçevesinde birleşirse böyle sağlıksız olaylarla karşılaşabilir. Bunun sebebi para suyunu çekerse gerçek ortaya çıkar ve duygular çıplaklaşır efendim ondandır. Buna bağlı olarak düşünüp, farkına varmamız gereken olgu ise: Evliliklerimizin neyin üzerine kurulu olduğudur.

Endüstriyel bir ilişkiye başlanılıp daha sonra sevgi sağlanır diyorsanız nah çekerim size. Çünkü paranın getirdiği mutlulukla karınız bir nevi size orospunuz görünür, ya da aldatma evresinde onu sürekli alternatiflerle ren geyiğine çevirirsiniz. Veya onda hiçbir çekicilik bulamayıp, aynı yataktayken libidonuz yükselirse size yararlı bir araca döner. Tabiki bu erk tarafından bakıştır. KAdın tarafında ise bir nevi başka aldatmaca, zorunluluktan sevişmece veya yatakta ike sizi Ricky Martin olarak hayal eder.(Ricky Martin'in biseksüel gerçi ama bizim amacımız burada teşbih yapmak...) İş böyle olunca işte endüstriyel ilişkilerde zarar gören taraf kaza ürünleridir. Yani hayata defolu bir anne ve babanın ürünü olarak gelen çocuklardır bu ürünler. Ve Şiddet, kavga, tecavüz bu tarzda ilişkilerin kaçınılmazı olur.

Sonuç olarak erkek daimi bir milli plakaya sahiptir ülkemizde. Ne kadar kadınla yatarsa o kadar fazla yücelir toplumda(Toplumda kadında mevcuttur, burası oldukça ironik...). Kadınsa ne kadar fazla erkekle parası için yatıp, kendine bir gelir kaynağı oluşturursa iyi bir ev hanımı olur. İşte buda sonrasında sağlıksız bir toplumun habercisi olup, bol tecavüzlü evliliklerin temelinin atılmasına işaret eder...

Bu değiştirilebilinecek birşeydir. Buna sizler biryerden başlasanız ileride kimse bize "öküzün oğlu öküzdür.." demez.

Kabul edenler içerisinde kadınlar varsa helal olsun diyorum. Erkeklerde varsa ciddi psikolojik sorunlarınız var diyorum. Çünkü adamım libidonu elinle düşürmen daha fazla zevk veriyormuş, bilimsel olarak kanıtlanmış Ferruh'a göre...

Bitmedi.

Where İs Democracy


Demokrasi nerede bilemeyen bir toplum, karmaşa içerisinde kayboluyorsa kötü bir haldedir yaşadığı coğrafyada.

Buna en iyi örnek ise yakın tarihin yansıttıklarıdır. 1970'lerin son iki yılında ABD'nin, SSCB'yi güneyden, ılımlı ve denetlenebilir islamcı bir yeşil kuşakla çevirme projesini; Batıda Polonya' dan "Let us Poland, be Poland" (Bırakınız Polonya Polonya Olsun) sloganıyla başlatılan "Yeni Dünya Düzeni" kampanyası destekliyor. Kilise Polonya' daki sosyalist rejime, cami Türkiye' deki laik rejime saldırıyor. Süreç işliyor ve sosyalizm, emperyalizme bağımlı liberal sisteme, laisizm denetlenebilir islam' a dönüştürülmeye çalışılıyor.

Afganistan, Pakistan, Cezayir, Tunus ve Türkiye gibi ülkelerdeki İslamcı yükselişi, Yeni Dünya Düzeni projelerinden ayrı düşünmeye, kopartarak anlamaya çalışanların yanılgıları, müslüman - laik çatışması biçiminde ortaya çıkıyor.

Atatürkçülük adına askeri darbe yapan generallerin yaptıkları ilk şey, Atatürk' ün mirasını yerle bir etmek oluyor. Yine aynı generaller, ABD' ye danışmadan da iş yapmıyorlar. Liberalizm adına badem bıyıklarıyla iktidara gelen Özalcı yönetim, Amerikan yanlısı Suudi Arabistan sermayesini ve bu sermayenin şeriatçı gruplara mali desteğini getiriyor.

Liberal Ahrarlar, SSCB' deki gelişmelere bakarak sosyalizmin, ideolojinin ölümünü bayram yaparak ilan ediyorlar ve bizatihi bir ideoloji olan şeriatçılığın yükselişini; bilerek ve isteyerek, yani hukuk deyimiyle 'taammüden' görmezden geliyorlar. Görenler ise uzlaşma yolları arıyor.

İşte bu noktada; şeriatın, özgürlük ve emek düşmanlığını, emperyalizmle işbirliğini, insan haklarına karşı tavrını ve döktüğü kanı tarihsel bir süreç içinde görmek gerekiyor. Başka türlüsü, bir odası eksik eve benziyor.

Bizler ise bu eksik odanın gerekliliği ile birbirimizi yiyoruz. Yada bunu görenleri gün be gün toprağın altına gömülmesine seyirci kalıyoruz. Başka ne denir ki...

Kaynaklar: Halil Nebiler - Şeriatın Kısa Tarihi

İra ve İngiltere Üzerine


The Troubles

1960' larda başlayarak 10 Nisan 1998 yılındaki Belfast anlaşmasına kadar devam eden, Kuzey İrlanda' daki Cumhuriyetçi ve paramiliter organizasyonlarla, R.U.C. ve İngiliz Ordusu arasında sürmüş olan şiddet olaylarını anlatmak için kullanılan terim.

Bu terimin oluşmasındaki süreçte dikkat etmeniz gereken, yaşanılanlar son zamanlarda sanatsal alanda dile getirilmektedir. buna son örnek olarak ise Hunger filmini gösterebiliriz. Filmi daha sonra ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz.

İlk paragrafabağlı olarak: İRA ve İngiltere çatışmaları incelenmelidir. Yıllarca süren bu çatışmaların, bizim ülkemizede dayandığı söylenmekte.

Ya sizce?